GüncelKültür Sanat

”BİR DÜŞÜNCENİN İZİNDE: CEMİL MERİÇ SERGİSİ” AÇILDI

Esenler Belediyesi tarafından düzenlenen ‘Bir Düşüncenin İzinde: Cemil Meriç Sergisi’ kapılarını açtı. Yazarın kültürel mirasını arşiv belgeleri ve görsel materyallerle gözler önüne seren fotoğraf sergisi, 21 Ocak’a kadar ziyaret edilebilecek.

Esenler Belediyesi, ömrünü Türk irfanına adayan yazar, çevirmen ve mütefekkir Cemil Meriç’e atfettiği kültür sanat sezonu kapsamında “Bir Düşüncenin İzinde: Cemil Meriç Sergisi”ne ev sahipliği yapıyor. Dr. Kadir Topbaş Kültür Sanat Merkezi’nde kapılarını açan serginin açılışına; Cemil Meriç’in kızı, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ümit Meriç, Esenler Belediye Başkan Yardımcısı Hasan Taşçı ile çok sayıda sanatsever katıldı.  7-14 Ocak Dünya Beyaz Baston Görme Engelliler Haftası’na özel hazırlanan sergi, Meriç’in entelektüel mirasını arşiv belgeleri ve görsel materyaller üzerinden görünür kılma amacıyla 21 Ocak’a kadar ziyaretçilerini ağırlayacak.

Sergi açılışının ardından düzenlenen “Cemil Meriç Konuşmaları” söyleşisinde ise tarihçi-yazar Mustafa Armağan, Cemil Meriç’in düşünce dünyası, entelektüel duruşu ve çağdaş düşünceye etkileri üzerine bir konuşma gerçekleştirdi.

SAMİMİ SAYGININ VE VEFANIN GÖSTERGESİ

Açılışta konuşan Prof. Dr. Ümit Meriç, Esenler Belediye Başkanı M. Tevfik Göksu’nun babası Cemil Meriç’e gösterdiği vefa ve hürmete dikkat çekerek bunun her türlü siyasi endişenin ötesinde, bir mütefekkire duyulan samimi saygının göstergesi olduğunu ifade etti. Meriç, serginin Dünya Beyaz Baston Görme Engelliler Haftası’na denk gelmesini ise “çok büyük bir isabet” olarak nitelendirdi. Sergi alanındaki kurgunun duygusal bir atmosfer oluşturduğunu dile getiren Ümit Meriç, mekânın adeta Cemil Meriç’i yeniden yaşatır nitelikte olduğunu belirterek, “İnsan koltuğa oturup babam yanımdaymış gibi hissediyor, kitap okumaya başlayacakmışım zannettim. O kadar güzel canlandırılmış ki, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.

BU İNSANLAR KUTUP YILDIZI GİBİDİR

Açılışın ardından düzenlenen “Cemil Meriç Konuşmaları” başlıklı söyleşide tarihçi-yazar Mustafa Armağan, “Benim hayatımda kendisiyle bizzat tanışmadan önce de bir tanışıklığım oldu. 16 yaşımdayken arkadaşım “Bu Ülke” kitabını tavsiye etti. Bugüne kadar hakkında üç kitap yayına hazırladım. Bugün de çok güzel bir sergi açıldı. Esenler Belediyesi’ne gösterdiği bu kadirşinaslıktan dolayı teşekkür ediyorum. Bu insanları bir kutup yıldızı gibi düşünmek gerekir. Eskiden denizciler mevkilerini kutup yıldızına bakarak tayin ederlerdi. Kutup yıldızları denizciler için nerede durduklarını, ne olduklarını ve nereye gittiklerini gösteren bir işarettir. Cemil Meriç de bizim için böyle bir önem taşıyor. Dünya, çok büyük değişimlerin yaşandığı bir yer oldu. O yüzden değişmeyen şeylere de ihtiyacımız var. Ben Cemil Meriç’i öyle görüyorum. Cemil Meriç hala çözmeye ve anlamaya çalıştığım bir buzdağı. Bizlere böyle bir keşif imkânı veren bir aydın” görüşlerini paylaştı.

MÜTEFEKKİR TARAFI HALA KEŞFEDİLMEYİ BEKLİYOR

Armağan, Meriç’in mütefekkir yönünün hala keşfedilmeyi beklediğini ifade ederek “İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne öğrenci olarak girdim. Öğrencilik yıllarımda hep üç kişiyle görüşmek istedim. Bunlardan biri Necip Fazıl, diğeri Sezai Karakoç ve Cemil Meriç’ti. Meriç’in mütefekkir tarafı hala keşfedilmeyi bekliyor. Bir yazar bütünüyle geleceğe kalmaz. Peygamber ve kutsal kitaplar hariç geleceğe kalmaz. Yani bir yazarın her şeyi yaşamaz. Geleceğe kalmak kolay bir şey değildir. Böyle bakarsak Cemil Meriç’in kendi dönemiyle ilgili bazı yazdığı metinler ancak edebiyat ilgilisine, akademisyenleri ilgilendiren mevzular olacaktır. Örneğin sağ sol çatışmaları o dönem gündemimizdeydi ama bugün değil. Bunun yanında Türkiye’nin temel meselelerini irdelendiği meseleler var. Bunlar bizim için hala geçerli. Gelecekte de geçerliğini koruyacak” diye konuştu.

YENİ DÜŞÜNCE UFUKLARI AÇAN BİR ÖNCÜ

Armağan, Meriç’in üzerinde durduğu meselelere değinerek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Meriç’in üzerinde en çok durduğu konu Türkçe’nin yok oluyor olmasıydı. Filoloji eğitimi aldığım için onu en iyi anlayanlardan bir tanesi de benim. 70’li yıllarda imam hatiplerin Türkiye için büyük bir şans olduğunu, Batılı eğitim sisteminin panzehiri olacağını çok net bir şekilde anlatıyor. Cumhuriyet dönemi aydınlarının kafasındaki bütün kabulleri hakikate bağlı birisi olarak bunları yer değiştirmeye çalışıyordu. Türkiye’nin sağında, solunda, ideolojilerinde nasıl düşünmemizi engellediğini ondan kuvvetli ifade eden ikinci kişi çıkmadı. Bu bakımdan yaşayacak. Bize yeni düşünme ufukları açan bir öncü olarak yaşayacak.”