DAVUT BAYRAKLI: “TARİH GELECEĞİ KURAN BİR BİLİNÇ ALANIDIR”
Esenler Belediyesi’nin düzenlediği ‘Konuşan Tarih’ programı, tarihçi ve yazar Davut Bayraklı’nın anlatımıyla hafıza, şehir ve insan ekseninde derinlikli bir tarih okumasını meraklılarıyla buluşturdu. Karlı bir kış akşamında gerçekleşen programda Bayraklı, tarihi yalnızca geçmişin bilgisi değil, bugünü ve geleceği kuran bir bilinç alanı olarak ele aldı.
Esenler Belediyesi tarafından düzenlenen Konuşan Tarih programında tarihçi ve yazar Davut Bayraklı, tarih bilincinin insan, şehir ve hafıza ile kurduğu ilişkiyi ele aldı. Dr. Kadir Topbaş Kültür Sanat Merkezi’nde yoğun katılımla gerçekleşen programda Bayraklı, tarihin yalnızca geçmişe ait bir anlatı değil, toplumların kimliğini ve medeniyet tasavvurunu şekillendiren canlı bir bilinç alanı olduğunu vurguladı. Programa katılan dinleyiciler ise Bayraklı’nın konuşmasını ilgiyle takip ederek sorularını yöneltti.
TARİH KRONOLOJİK BİLGİLERDEN İBARET DEĞİLDİR
Konuşmasının başında tarihin yalnızca iki kapak arasında toplanmış kronolojik bilgilerden ibaret olmadığını vurgulayan Bayraklı, tarihin esasen bir şuur ve bilinç alanı olduğunu ifade etti. Toplumların tarih aracılığıyla hafıza oluşturduğunu belirten Bayraklı, bireysel hafıza ile toplumsal hafıza arasında güçlü bir bağ bulunduğunu söyledi. “Hafızası olmayan toplumlar, hafızası olan toplumların hafızası altına girer” diyen Bayraklı, tarih bilincini kaybeden toplumların başkalarının mitleri, anlatıları ve değerleriyle şekillendiğine dikkat çekti.
ŞEHİRLER DE İNSANLARI İNŞA EDER
Tarihi okurken kaynakların ve metodolojinin önemine değinen Bayraklı, tek bir belgeye dayanarak yapılan tarih okumalarının yanıltıcı olabileceğini belirtti. Osmanlı tarihinin, İslam fıkhı ve kültürel arka plan bilinmeden anlaşılamayacağını vurgulayan Bayraklı, tarihçinin yalnızca belgeye değil, o belgenin ait olduğu zihniyete de bakması gerektiğini ifade etti. Bayraklı, konuşmasının önemli bir bölümünü şehir ve mimari meselesine ayırdı. İslam medeniyetinde şehir kurmanın nebevi bir sünnet olduğunu dile getiren Bayraklı, Hz. Peygamber’in Medine’yi inşa ederken mescidi merkeze almasının, İslam şehir anlayışının temelini oluşturduğunu söyledi. Osmanlı şehirlerinde mescit, medrese, çarşı ve sosyal alanların bir bütün olarak inşa edildiğini aktaran Bayraklı, modern şehirlerin ise insanı dönüştürmek yerine hafızasızlaştırdığını belirtti. “Biz şehirleri inşa ederiz ama şehirler de bizi inşa eder” sözleriyle şehir–insan ilişkisine dikkat çekti.
MEZAR TAŞLARI BİRER HAFIZA METNİDİR
Osmanlı mezar taşlarının sıradan taşlar olmadığını ifade eden Bayraklı, bu taşların dönemin sosyal yapısını, meslek gruplarını ve kültürel kodlarını yansıttığını söyledi. Bir mezar taşına bakarak orada yatan kişinin cinsiyetinin, mesleğinin ve hatta ait olduğu tasavvufi geleneğin anlaşılabildiğini belirten Bayraklı, mezar kültürünün de şehir hafızasının önemli bir parçası olduğunu vurguladı. Batı medeniyeti ile İslam medeniyetinin ölüm anlayışı arasındaki farklara değinen Bayraklı, İslam kültüründe ölümün bir son değil, bir geçiş olarak görüldüğünü ifade etti.
GEÇMİŞLE BAĞ KURMADAN GELECEK İNŞA EDİLEMEZ
Konuşmasının sonunda hafıza kaybının şehirler, mimari ve kültür üzerinden nasıl derinleştiğine dikkat çeken Bayraklı, modern dünyada insanın hız ve haz eksenine sıkıştırıldığını belirtti. Geçmişle bağ kurmayan bir toplumun bugünü anlayamayacağını ve geleceği inşa edemeyeceğini vurgulayan Bayraklı, tarih bilincinin canlı tutulmasının hayati önem taşıdığını ifade etti.
